Kitaplık resmi – WordPress
Selamlar, ben AEY. Bu sefer konuya direkt gireceğim. Zombi inançları olarak da bilinen hayalet bilgiler, çürütüldükten veya yanlış olduğu kanıtlandıktan sonra bile bir toplumda veya kültürde varlığını sürdüren bilgi parçalarıdır. Bu inançlar insanların zihninde kök salabilir ve yanlış anlaşılmalara, yanlış yorumlara, hatta yanlış davranışlara yol açabilir. Hayalet bilgiler olgusu yeni bir olgu değil, ancak modern dünyada içinde bulunduğumuz aşırı bilgi yüklemesi ve bu bilgi yüklemesi sırasında süregelen yanlış bilgilendirme yüzünden bu olgu her zamankinden daha önemli. Bu yazıda hayalet bilgilerin devam etmesinin nedenlerini keşfedeceğiz ve Altay dil ailesi de dahil olmak üzere üç hayalet bilgi örneğini inceleyeceğiz.

Masaru Emoto Deneyi
Su hafızası kavramı, suyun temas ettiği maddelerin hafızasını, bu maddeler yok olma noktasına kadar seyreltildikten sonra bile tutma yeteneğine sahip olduğunu göstermektedir. Bu kavram 80’lerin sonlarına doğru Fransız bilim insanı Jacques Benveniste tarafından ortaya atılmıştır. Ancak, Benviste hiçbir zaman bu çalışmalarını açıklayamadı, ya da ondan sonra gelen bağımsız çalışmalar Benveniste’nin bulgularını kopyalamakta başarısız oldu. Türkiye ve ruhani inançların fazla olduğu diğer ülkelerde bu teoriyi popüler hale getiren olay ise 2004 yılında japonya’dan geldi. Su hafızasıyla ilgili tartışmalı iddialarıyla tanınan Japon araştırmacı Dr. Masaru Emoto, deneylerinde, suyu müzik, kelimeler ve düşünceler gibi farklı uyaranlara maruz bıraktı ve daha sonra kristal oluşumlarını mikroskop altında incelemek için dondurdu. Emoto’ya göre, olumlu uyaranların güzel ve karmaşık kristalleri varken, olumsuz uyaranların ise çarpık ve kaotik görüntüleri vardı. Masaru Emoto, su üzerine yaptığı araştırmaları “Sudaki Gizli Mesajlar” ve “Suyun Gerçek Gücü” adlı kitaplarında paylaştı. Bu kitaplar, Emoto’nun teorilerini ve deneylerini anlatmak için kullanıldı. Ancak kendi yazdığı kitaplar haricinde hiçbir kanıt yoktu, bir bilimsel makale yayınlanmaıştı, ve hiçbir zaman akademik denetiminden geçmedi. Bu deneyi tekrar etmek isteyen bilim insanları ise bu sonuca yakın sonuçlar bile elde edemedi.
Ancak tabii ki de Türkiye gibi ruhani inançları fazla ülkelerde buna bolca inanıldı, hatta “Japonların su hafızası mucizesi” adı altında yayınlar ile Türkiye medyasında ses getirdi. Hatta şu anda google üzerinde sadece “Su hafızası” yazmanız bile bilim, blog, eğlence, hatta yemek sitelerinde bu bilgiyi öven ve “bakın japonlar ne diyor” üzerinden telkinler ile karşılaşacaksınız. Gerçekliği hiçbir zaman tartışmalı olmamış olan Emoto deneyini sanki tartışmalıymış gibi anlatıp size buna inanmanız için yöneltilen telkinlere inat araştırma yaparsanız deney tekrarı bile yapılmadığını, bunun Emoto tarafından reddedildiğini göreceksiniz. Peki ya sırf inanmanız için atılan görseller? Onlar da farklı ısı, madde ve hızda yapılan kristalleştirmelerin sonucu. Hatta bazı görseller bildiğiniz kar tanesi ya da çamırda yüzen taş. Su hafızası günümüzde amerika’da dolandırıcıların ürün satmak için kullandığı bir yöntem, ve bilimsel dünyada asla yeri olmayacak.

Şeker ve Hiperaktivite
Sırada şeker ve hiperaktivite ilişkisi hakkında bir yanılgı var. Hiperaktivite, dikkat eksikliği ve dürtü kontrolü zorlukları gibi belirtilere sahip bir bozukluktur. Hiperaktiviteye yol açan faktörlerin başında genetik yatkınlık, beyinde olan dengesizlikler ve çevresel durumlar gelir. Şekerin hiperaktiviteye neden olduğu düşüncesi, popüler bir düşünce olsa da bilimsel araştırmalar şekerin doğrudan hiperaktiviteye sebep olduğuna dair bir şey söylemiyor. Şeker tüketimiyle ilişkili olan hiperaktivite yanılgısı, çocukların enerji seviyelerinin ani yükselip düşmesine bağlanıyor ama bilimsel çalışmalar bu ilişkiyi desteklemiyor.
70’lerde Dr. Benjamin Feingold, hiperaktiviteyi tedavi etmek için yapay tatlandırıcılar ve şeker gibi bazı gıda katkı maddelerini kısıtlayan bir “Feingold Diyeti” önerdi. Bununla birlikte, sonraki araştırmalar bu iddiaları yalanlayacak nitelikte. Ancak sonrasında birçok araştırma yapıldı ve şekerin doğrudan hiperaktiviteye neden olduğu fikrini çürüten önemli veriler ortaya çıktı. Örneğin, 1994 yılında New England Journal of Medicine’de yayınlanan “a double-blind, placebo-controlled study” çalışması şekerin çocukların davranışlarını veya bilişsel performansını önemli ölçüde etkilemediğini bulmuştur. Yine de ailelerin kaygılarına dokunmak kolay olduğundan birçok firma şekersiz ürünlerini sadece sağlık amacıyla satmak yerine bu kaygı üzerinden propaganda yapmaya devam etmektedir.

Ural-Altay süper dil ailesi
Size bir dil tarif edeyim ve siz de ne olduğunu tahmin edin. Bu dil Asya Kökenli. Cümledeki kelime sırası özne-nesne-yüklem. Sondan eklemelidir ve birçok ek vardır, ekler dilin temelindedir. Kelime başında ünsüz kümeleşmesi yoktur (yabancı dillerden gelen kelimeler hariç tabii ki). 1. Tekil şahıs (ben) ve 2. Tekil şahıs (sen) zamirleri “B” , “S” ya da “Ç” sesleri ile başlar. Ünlülerde ses uyumu vardır, gramatik cinsiyet de yoktur. Bulabildiniz mi? Türkçe mi dediniz? Tabii ki öyle dediniz. Tabii moğolca da demiş olabilirsiniz. Tunguzca ya da Mançu dili diyenler var mı? Hepsi doğru çünkü. Bu dillerin hepsi 3 farklı dil ailesinden birinden geliyor. Turkic, Mongolic ya da Tunguzic. Peki ya bu iç dil ailesi Proto-Altaic diye bir süper dil ailesinin mensubu olsaydı? Japonyada varolan bir iddia bu teorinin üstüne yeni bir bindirme daha yaptı, Tō Teikan (藤貞幹) isimli japon akademisyen 1781 tarihinde Japonca ve Korece arasında bir ilişki kurmaya çalışmış, döneminde insanları ikna etmekte başarılı olamasa da bu iddianın 1950’lerde japonyada popüler olmasına sebep olacak yazısını yazmıştı. Proto*Altaic ikiye bölünmüştü, ilk üç dil ailesi macro-altaic olurken yeni gelen Kore ve japon dilleri de micro-altaic çatısında birleşmişti.
Bu dil ailesini kanıtlamak isteyen dil bilimciler tıpkı Indo-European (hint-avrupa süper dil ailesi) teorisini doğrulayan olayda olduğu gibi grameri bir kenara bırakarak ses ve kelime hazinesine odaklanmaya başladılar. 2000’lerin başında “ETYMOLOGICAL DICTIONARY OF THE ALTAİC LANGUAGES ” isimli bir Altay dil sözlüğü yayınlandı, Altay dil ailesine inanan üç dil bilimci yaptıkları büyük çalışmayı ortaya koydu ve bu çoğu asyalı dil bilimciye göre Altay dil ailesinin kanıtı niteliğinde bir sözlüktü, hatta Türkiye’de bu teorinin yayılmasına öncülük eden olay da budur. Fakat, ilginç bir şekilde bu sözlüğün bibliyografyasında atıf yapılan bir Altay destekçisi bu sözlüğü okuduktan sonra beklenmedik bir şekilde bu teoriye muhalif olmaya başladı. Vovin’e göre bu sözlük Altayca projesinin nasıl bir başarısızlık olduğunu göstermekten öteye gidemiyordu.
Dilbilimcilerin kayıp kelimeleri yeniden inşa ettiği (eski dilleri anlamak için standart bir prosedür) bu sözlükte Pisi Balığı kelimesinin atası olduğu iddia edilen kelime olan pā́li’ye rastlarız. Bu kelimenin Japonca’da “yalnızca” yassı balık anlamına gelmesine rağmen ve Korece’de bu kelimenin sonundan yabancı kökenli olduğu belli olmasına rağmen sözlüğe göre bu kök ata dilden değişerek güya bir şekilde Kore ve Japonya’ya ulaşmış. Volvin “Sözlük hâlâ alıntı kelimler, özellikle de Türkçe ve Moğolca arasındaki alıntı kelimeler için güvenilir bir kaynak olamaktan uzaktır.” diyerek eleştirmiştir. Daha sonrasında meydan okudu; “Bana Japonca/Korece ve herhangi bir macro-altay dili arasında aynı anlamlı ve tamamen öngörülebilir ses denklikleri olan sadece altı kelime gösterin.” Modern dilbilimi camiasında için Altayca teorisinin miadı zaten dolmuştu. Ancak günümüzde halen milliyetçilik duygularımızı sömürmek için en çok kullanılan teoridir Altay dil ailesi teorisi.
Gördüğünüz gibi üç örnekte de insanların bilimsel anlamda eskimiş bu bilgilere inanmaya devam etmesinin ana nedeni duygulardır. İlk kez inanırken bilimsel anlamda doğruluklarını gördüğümüz bu bilgiler bizim duygularımıza doğrudan hitap eder ve yanlışlanma sonrasında tekrardan kontro etme isteği oluşmaz. Bu duygular ruhani inançlar, kaygı, korku ya da milliyetçilik gibi kişiliğimizin temelinde yatan derin duygulardır. Okurlarıma tavsiye edeceğim tek şey bilginin güncelliğinin duygusal temelli inançlarınızdan önemli olduğunu unutmamanız. Sevgilerle.

